Bilgi teknolojileri alanında önde gelen araştırma firmalarından olan Gartner’a göre, bu yıl 275 milyon olan giyilebilir teknolojilere (wearables) yönelik ürün satışlarının, 2020’de 477 milyona çıkması bekleniyor. Bu da ~$61,7 milyarlık gelir fırsatını işaret etmekte. Bununla birlikte geniş kitlelerce kullanım sağlanması ve hayatın birer parçası olma yolunda giyilebilir teknolojilerin katetmesi gereken daha çok mesafe bulunuyor. Var olan giyilebilir cihazların, daha yaratıcı ve kapsamlı deneyimler sağlaması, kullanıcılar ile etkileşimlerinin daha basit hale gelmesi ve teknoloji üreticileri açısından da yeni iş fırsatları ve değerler yaratması adaptasyonun önünde aşılması gereken engellerden bir bölümünü oluşturuyor.
Giyilebilir cihazlar açısından önümüzdeki yıllarda öne çıkması beklenen uygulama alanları ve yetenekler şu şekilde özetlenebilir:
– Biyometrik doğrulama
– Mobil sağlık izleme ve takip
– Sanal dijital asistanlar
– Akıllı koçluk (coaching)
– Extra güvenlik
– Giyilebilir işlemciler
– Sanal ve artırılmış gerçeklik
– Doğru hareket tanıma

Giyilebilir teknolojiler pazarının oldukça geniş, rekabetçi ve karmaşık bir pazar olduğunu da unutmamak gerekiyor. Bu alanda ürün geliştiren firma ve üreticilerin, ürünün yetenek ve özelliklerini stratejik olarak kullanıcıya kazandıracağı değer doğrultusunda önceliklendirmelerinin önemi kadar; yeni kullanıcıların ürünü nasıl kullanmaları gerektiğini kolayca anlamalarını ve benimsemelerini sağlayabilmeleri de oldukça kritik. Doğru yetenekleri adreslemeden, iş ortaklıklarını belirlemeden ve kaynak kullanımlarını planlamadan gerçekleştirilen ürün geliştirme çalışmaları, halihazırdaki önemli fırsatların da kaçmasına sebep olmakta.

Gartner’ın, giyilebilir teknolojilere yönelik ürün geliştirme ve planlama aşamalarında, en iyi kullanıcı deneyimi (UX) sağlama ve ana işe etki açısından belirlediği yedi temel alan şu şekilde:
Pil ömrü: Pek çok mobil cihazda olduğu üzere, giyilebilir cihazlar açısından da pil ömrünün uzunluğu hem adaptasyonu sağlayacak, hem de ürünü alma kararına etki edebilecek oldukça önemli bir etken.
Biyometrik teknolojiler: Bu teknolojilerin zamanla, kullanıcılar tarafından daha fazla kullanılması ve benimsenmesi bekleniyor. Cep telefonlarındaki parmak izi sensorleri, hem basitlik, hem de kullanımın oldukça hızlı yayılımı açısından oldukça güncel bir örnek.
Güvenlik: Kullanıcıların, özel verilerine erişimin engellenmesi ve mahremiyet açısından oldukça artan endişeleri bulunuyor. Bunları gidermek adına güvenlik çok daha fazla öne çıkacak. Biyometrik teknolojilerin gelişimini, güvenliğe yönelik bir çözüm olarak da yorumlamak mümkün.
Akıllı deneyimler: Hızla hayatımıza girmeye başlayan sanal kişisel asistanların giyilebilir cihazlara da uzanıp, bu cihazların temel kullanıcı arayüzü haline geleceği tahmin ediliyor.
Gelişmiş tasarım: Donanım açısından entegre işlemcilerin kullanımı, inovatif giyilebilir teknolojiler daha iyi performans sağlayacaklar.
Sürükleyici deneyimler: Artırılmış ve sanal gerçeklik sayesinde çok daha etkileyici ve sürükleyici deneyimler sağlanabilecek.
Gelişmiş sensörler: Özellikle sağlık ve biyometrik ölçümler ya da nesne/hareket takip gibi uygulamalar açısından sensörlerin hassasiyeti oldukça kritik hale gelmekte.

Giyilebilir cihazlar akıllı kişiselleştirilmiş deneyimler sağlayarak değer yaratma potansiyeline fazlasıyla sahip. Örneğin, son derece kalabalık bir pazar olan aktivite takip bilekliklerine “akıllı koçluk” özelliği ekleyerek nasıl bir farklılık yaratıldığını anlamak son derece kolay. “Akıllı koçluk”tan kastettiğimiz; birden fazla biyometrik veri toplayarak, yapay zeka yazılımları ve analitik çözümlerle, kullanıcıya yönelik gerçek zamanlı uygulanabilir öneriler, geri bildirimler ve uyarılar sağlanması. Akıllı koçluk özelliği gibi ek fonksiyonlar sunan bir giyilebilir cihaz, kullanıcısına değer sunmasının ötesinde, aynı zamanda özelleştirilmiş servisler ve donanım seçenekleri ile yeni gelir fırsatlarının da oluşmasını tetikliyor olacak.

Giyilebilir cihazların geleceğinden söz ederken, sanal kişisel asistanlara ayrı bir vurgu yapmakta yarar var. Gartner, “post-app” dönemi olarak nitelendirilebilecek olan 2020’de, tüm mobil etkileşimlerin %40’ının akıllı asistanlar tarafından sağlanacağını tahmin etmekte. Bu nedenle, sanal kişisel asistanların, giyilebilir cihazlar ile yeni bir kullanıcı arayüzü standardı olarak merkezi bir rol alarak, etkileşimlerin doğasını değiştirme potansiyelinin de üzerinde durulmalı.